O kadar ilginç bir çağda, o kadar ilginç bir ülkede, o kadar ilginç koşullarda yaşıyoruz ki...
Nihayet yaptığım tespitin ucundan kıyısından geçen oldu... Tespitimi bilahare yazacağım tabi, ama sonra. Çünkü, uzun ve enine noyuna, örnekleriyle tartışılması gereken bir yazı olmalı.
Neyse, konumuza dönelim... Dedim ya birileri ucundan kıyısından da olsa tespitime birileri değindi. Ama, değinen kişilik de oldukça ilginç: Taha Akyol! Evet, peki bi liberal(!), pek bi bilimsel(!) Taha Akyol... Lakin, yazısında da görüldüğü üzere yine liberal fetişizmini konuşturuyor, Özal'ın ezip geçtiği orta sınıf sanki daha önce varolmamış gibi, Tandoğan'da başlayıp İzmir Gündoğdu'ya "Çağlayan" cumhuriyet yandaşı yurttaşların ülkenin orta sınıfını yeni oluşturduğunu iddia ediyor (18.05.2007, Milliyet, "Orta Sınıf Geliyor")
Ve beni gülmekten kırıp geçiriyor.
Yahu, bunlar iyice sapıttı, neyi nereye koyacaklar, seçimlerden sonra AKP ciddi bir hezimete uğrarsa nereye kaçacaklar, tam bir panik havasındalar.
Hele Hasan Cemal yok mu... Hani şu kardeşim bir de sevmeseydin neler yazacaktın Cumhuriyet hakkında denilen Hasan Cemal...
Hasan Cemal deyince... Ali Kemal ile nasıl da kafiye halinde, değil mi? İlahi tesadüfe bakın!
Neyse, konuyu dağıtmayalım.
Kendi tespitimi anlatmadan elbette çok anlamlı gelmeyebilir şimdi yazacaklarım. Ama, inanıyorum ki, çevresine bilimin ışığında bakan gözlerin ne demek istediğimi anlayacağını biliyorum.
Efendim, kulunuz, hizmet verdiği Çiğli organizedeki firmadan çıkışta Karşıyaka - Konak vapuru ile eve dönmeyi düşündü bugün. Sağolsun iskeleye kadar da bıraktılar. Zaten, tüm gün standard çeviris yapmaktan kafam bulaşık teline dönmüş... Bastım kartı, daldım salona. Bi oturacak yer bulup biraz kitap okurum diyordum. Buldum da, oturdum. Kitabımı çıkardım, açtım kaldığım yerden okumaya başladım.
Ama... Ama... Nafile... Nafile, zira yanımda oturan Taha Akyol abimizin diğer orta sınıfından bi kardeşimiz elindeki Nokia telefon ile bangır bangır arabesk çalıyor.
Hayalinizde, kadraja alın şu durumu:
Konak İskelesi'nde bekleme salonu... Kot, penye ve sandalet içi koyu renk çorap giymiş Taha Akyol destekli orta sınıftan bir genç elinde Nokia cep telefonu, adını sanını bile bilmediğim bir bağrı yanık icraatçıdan bağır bağır arabeski kulaklarımıza bir tahakkümle zerk ediyor. Ve ben tam da bu kardeşimizin yanında, beyaz gömlek, oldukça iddialı bir kravat, jilet ütülü kumaş pantolondan müteşekkil ciddi görüntümü hiç bozmadan kitap okumaya çalışıyorum.
Komik değil mi?
Bence komik, hatta traji komik. Çünkü okuduğum, daha doğrusu, bu "rezilane arap soslu pop - top kültürü" tahakkümü altında okumaya çalıştığım kitap Fahreneit 451.
İroni budur...
Küçümsüyor muyum? Hayır! Küçümsediğim bu yanımda oturan arkadaş değil. O bilmiyor ki, farkında bile değil.
Benim küçümsediğim Taha, Hasan, Cengiz, Mehmet...
Bu kalemi liboş ruhu tanzimatçı mandacı yazarları küçümsüyorum. Elimde olsa da, şu yaşadığım şeyin 30 saniyesini onların yaşadığını görebilsem. Bakalım neye, ne kadar dayanabilecekler?
Nasıl bir ülkede yaşamak isterler ki bu Taha, Hasan, Cengiz, Mehmet kardeşler?
Tandoğan'da, Çağlayan'da, Gündoğdu'da mı, yoksa Karşıyaka İskelesi'nde mi?
Nasıl bir demokrasidir ki istedikleri, cumhuriyeti kovalamak ihtiyacı hissederler?
Bir anlayabilsem, size de anlatacağım.
?
Fahreneit 451 ne mi?
De.. De... Gidin len.. Çıkın... Çıkın lan bloğumdan, çıkın! Hadi, seeeğ, seeğ...
RTÜK'lük etceksiz lan siz beni... Siiieeeeeğ!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder